|
|
 |
Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar (GDO) Biyoteknolojik yöntemlerle kendi türü dışındaki bir türden gen aktarılarak
belirli özellikleri değiştirilen
bitki-hayvan ya da mikroorganizmalara “transgenik” ya da “genetiği değiştirilmiş organizma”
denilmekte ve bu ürünler kısaca GDO olarak adlandırılmaktadır. Bu kapsamda
örneğin domuza ait gen domatese, bakteri veya virüse ait gen de bir bitkiye aktarılabilmektedir.
GDO Çalışmaları Nasıl ve Ne Zaman Başladı?• GDO’la ilgili bilimsel araştırmaların büyük bir bölümü1980’lerde başlatıldı.• İlk tarımsal deneyim İngiltere’deki İmperial
College’de gerçekleştirildi.• Ticari üretime yönelik ilk girişim1996 yılında
Amerika’da yapıldı.• Endüstriyel alana taşınması Monsanto firması
ile başladı.• Alman şirketi Bayer, tarımsal kimyasallar ve biyoteknoloji alanında faaliyet gösteren bir firma olarak GDO işine girdi.Neden GDO Tekniğine İhtiyaç Duyulur? Bir tarımsal ürünü bol ve kaliteli üreterek iyi gelir elde etmek günümüzde bazı şartları yerine
getirmeye bağlıdır. Bu şartlar:• Üretilen bitkilerin hastalıksız ve sağlıklı yetişmesi (bitkiler için).• Ürünün güzel görünmesi ve müşteri isteklerine
uygun özellikleri içermesi.• Birim alandan maksimum ürün elde edilmesi.
• İşte tüm bu koşulları sağlamak için ilaçlar,
gübreler kullanmanın yanı sıra tarımı yapılacak
ürünün DNA kodunu değiştirmek de karlılığı arttıracak bir unsurdur. GDO’lu Ürünler Hakkında EleştirilerGDO teknolojisindeki gelişmeler ve bu tür bitkilerin daha yaygın olarak kullanılmasıyla birlikte GDO’lu ürünler hakkında tartışmalar da yoğunlaştı. GDO’lu ürünler, özellikle insan
sağlığı ve çevreye etkileri konusunda eleştirilerin merkezine yerleşti.GDO Olmazsa Açlık mı Olur?Dünyadaki tarımsal üretim ve tüketime baktığımız
zaman bazı bölgelerde “açlık” bazı bölgelerde
ise “fazla tüketim” olduğunu görebiliriz.
Dünyada ortalama bir insanın günlük kalori ihtiyacı 2000-3000 kalori arasında değişmektedir.
2001-2003 yılı FAO verilerine göre dünya nüfusunun büyük bir kısmı günde 3000 kalori ve üzeri enerji tüketirken genelde Afrika ülkelerindeki küçük bir nüfus günlük 2000 kalori ve civarı enerji tüketmektedir. Elbetteki açlık incelenirken sadece enerjiye
değil, protein tüketimine de bakmak gerekir.
Protein tüketimi incelendiğinde ülkenin gelişmişlik düzeyi arttıkça protein tüketiminin
arttığı bilinmektedir.Sonuçta konuyla ilgili çalışan tüm araştırmacı
ve ilgililer bilmektedir ki açlık bir tarımsal
üretim değil, gıda dağıtım sorunudur. Üretim
yeterlidir ve daha uzun süre yeterli olacaktır.
Ancak gıda ihtiyaç sahibine yeterli seviyede
ulaşamamaktadır.Neden GDO?Günümüzde genetik mühendisliği, geni bir hücreden diğerine nakledebilmektedir (Gen naklinin yapıldığı hücrelerden biri bitki, diğeri
bir insan veya hayvan hücresi ya da bir mikroorganizma
da olsa). Yani bir böceğin, bir balığın
genleri bir bitki ya da mikroorganizmaya aktarılabilmektedir. Örneğin akrebin zehirini üreten gen bir virüse
nakledilebilmekte, böcek öldüren bir bakterinin geni de bitkilere nakledilebilmektedir.
Böylece tarım ürünlerinde verimin arttırılması,
ürünlerin zararlılardan etkilenmemesi gibi çeşitli amaçlarla genetik müdahaleler yapılmaktadır.
GDO’yu Kimler İster?GDO’yu en başta ürün geliştirebilecek sermaye
birikimi ve sağlam dağıtım altyapısı olan uluslararası firmalar ister. Çünkü bu ürün ile GDO üretimi yapamayacak kadar küçük birçok firmaya karşı büyük rekabet avantajı sağlarlar.GDO’lu Ürünlerin İnsan Sağlığına Etkisi GDO’lu bitkiler yüksek alerji riski taşımakta.
Alerjenler, genetik mühendisliği yoluyla bireylerin güvenli olduğunu düşündükleri için tüketmekte sakınca görmedikleri besinlere
de aktarılabiliyor. Bu durumda birey, alerjeni taşıdığını bilmediği besini tüketerek kendini riske atabiliyor. 11 Aralık 2003′te Rusya’da bir grup bilim adamı son 3 yıl içerisinde alerji belirtisi gösteren
hastaların sayısında 3 kat artış olduğunu
ve bunun altında yatan nedenin Genetiği Değişmiş Ürünler’in tüketimi olabileceğini açıkladılar.Toksik (Zehirleyici) EtkilerAraştırmalar GDO’lu patateslerin fareler için toksik etki yaptığını, bağışıklık sisteminde bozukluklar, viral enfeksiyonlar gibi birçok etkileri olduğunu ortaya koyuyor.1980’lerin sonunda bir Japon firması “triptofan”
adlı bir aminoasidi bir bakteriye ürettirerek
besin takviyesi olarak ABD’de satışa sundu. Aylar içinde ürünü kullanan kişilerde sinir sistemini etkileyen, kas ağrıları ve kandaki
bazı hücrelerin sayısında artış ile seyreden
“eozinofili-miyalji sendromu” ortaya çıktı.
Bu sorunları yaşayan 155 kişide kalıcı hasar
meydana geldi, 37 hasta yaşamını yitirdi. Yapılan inceleme sonucu genetiği değiştirilmiş
bakterideki artmış triptofan üretiminin toksik bir yan ürün oluşumuna yol açtığı ve Günümüzde genetik mühendisliği, geni bir hücreden diğerine nakledebilmektedir. sendromun toksik madde nedeniyle ortaya çıktığı anlaşıldı.Antibiyotiğe Karşı Dayanıklılık OluşturmasıGenetiği Değişmiş Ürünler’in üretimi sırasında
belirteç gen olarak kullanılan antibiyotik
direnç genlerinin en büyük tehlikesi, ortamda
bulunan bakteriler aracılığı ile yayılmasıdır.
Bakteriler arasında doğal yollarla gen alışverişi
yapıldığı biliniyor. Antibiyotik direnç genlerinin hastalık yapan mikroorganizmalara
geçişi, bu bakterilerin neden olduğu enfeksiyonların
kontrol altına alınmasını güçleştiriyor.
Bu tür ürünleri tüketen canlının sindirim sisteminde bulunan bakterilerin o ürünün yapısında
bulunan antibiyotik direnç genini alması
mümkün.BT’nin (Bacillus Thuringiensis) EtkileriTarımda uzun zamandır böcek öldürücü olarak
kullanılan BT spreyi toprakta parçalanıyor.
Ayrıca tüketilen ürün yıkanarak BT spreyinden
arındırılabiliyor. Ancak BT geni aktarılmış
ürünlerde BT toksininin parçalanması ya da ürünün yıkanarak temizlenmesi söz konusu
değil. Bu durumda BT toksini bütün etkisini
ürün tüketilene kadar, hatta belki de tüketildikten
sonra da sürdürüyor. BT geni aktarılmış
ürünlerin tüketiminde bireyin maruz kaldığı BT toksini miktarı BT spreyindekinin 10-100 katı. Hayvanlar üzerinde yapılan deneyler BT toksininin memelilerde aktif olduğunu, sindirim
sisteminde parçalanmadığını, bağırsaklarda
bağlanabildiğini ve insan sağlığı açısından
tehdit oluşturabileceğini ortaya koyuyor. Filipinlerdeki bir BT mısır ekim alanının yakınında
yaşayan köy halkında solunum yolu, sindirim sistemi, cilt reaksiyonları ve ateşle seyreden hastalığın; mısırın polen saçtığı dönemde
ortaya çıktığı fark edildi. Bu bireylerin kan örneklerinde BT toksinine karşı antikorlar
saptandı. Sağlıksız Hayvanlar ve Hayvansal Ürünler• Süt verimini arttırmak için ineklere GDO’lu ürünler veriliyor. Bu hayvanların sağlıkları bozuluyor. Meme enfeksiyonları, rahim, sindirim
sistemi bozuklukları, yumurtalık kistleri
görülüyor. Gebelik oranı düşüyor. Antibiyotik
kullanma sıklığı artıyor.• Bilim adamları ayrıca 2 tür potansiyel tehlikeye dikkati çekiyor: Durgun virüsleri yeniden harekete geçmesi ve virüsler arasında
yeni bulaşıcı diziler oluşturabilecek kombinasyonlar.
Sağlıksız Beslenme ve Yol Açtığı SorunlarSadece verimli ve dayanıklı birkaç ürün yetiştirilmesine
yol açan GDO’ların yarattığı en büyük tehlikelerden biri de gen çeşitliliğinin yok olmasıyla birlikte insanları tek tip gıda almak
zorunda bırakıyor olması.Tek tip gıdalar insanların sağlıklı ve dengeli
beslenmesini engelleyecek. Bu durumda tek tip beslenmeye mecbur kalacak olan yoksullar
sağlığını yitirirken maddi imkanı iyi olanların da gıda takviyeleri, tedavi yöntem ve ilaçlarına büyük miktarda para harcaması gerekecek.Önerim…Gelecek, bugün yapılandoğru ve yanlışlarla belirlenir. Bilim insanları daima doğruyu aktarmak
ve farkındalığı arttırmak görevini unutmamalıdır.
Saygılarımla. |
|
|